Bizleri yücelten, değer veren, akıl nimetini bahşeden; gönül verip o gönüllere sevgisini, sevdasını ve aşkını yerleştiren; her türlü nimeti lütfeden; peygamberler ve kitaplar göndererek yolumuzu aydınlatan Yüce Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. “Biz peygamberler arasında ayrım yapmayız” ilkesini bir Miraç hediyesi olarak insanlığa taşıyan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya ve bütün peygamberlere sonsuz salât ve selâm olsun. Miraç mucizesiyle bizlere yükselişin ve yücelişin yollarını gösteren, bugün Miraç’ını idrak ettiğimiz Efendimiz Muhammed Mustafa’ya salât ve selâm olsun.
Miraç Kandili, yalnızca tarihsel bir hatırlama değil; insanın kendisiyle, Rabbiyle ve sorumluluklarıyla yeniden yüzleştiği derin bir tefekkür zamanıdır. Bu mübarek gecenin, gönül dünyamızı ve gök kubbemizi ebediyen aydınlatmasını, kalplerimizde daimi bir dirilişe vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederiz. Miraç Kandili’nin bütün yaratılmışlara; milletimize, İslam ümmetine ve tüm insanlığa hayır, huzur ve mutluluk getirmesini temenni ederiz.
Sevgili Peygamberimizin (sas) İslam’a davet sürecinin en zor dönemlerinden biri, “senetü’l-hazen” olarak bilinen hüzün yılıdır. Bu yıl, Peygamber Efendimizin en büyük destekçisi olan Hazreti Hatice Validemizi ve amcası Ebu Talib’i kaybettiği bir dönemdir. Mekke’de artan baskılar karşısında bir çıkış yolu arayan Efendimiz, Taif’e gitmiş; ancak oradan da taşlanarak geri dönmüştür. İşte böylesi derin bir hüzün atmosferinde Yüce Allah, sevgili kulunu eşsiz bir manevi yolculuğa, İsra ve Miraç mucizesine mazhar kılmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi’nin ilk ayetlerinde bildirildiği üzere, Yüce Allah kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürmüş, orada kendisine ilahi ayetlerini müşahede ettirmiştir. Miraç, yalnızca mekânsal bir yolculuk değil; yücelmenin, arınmanın ve hakikate yükselişin ilahi bir tezahürüdür. Miraç, bedenin ruha, ruhun sahibine; kulun Rabbine yönelişidir. Beşerîlikten insanlığa, insanlıktan kulluğun kemaline doğru bir yükseliştir.
Ancak Miraç, yalnızca Peygamber Efendimize ait tarihsel bir mucize değildir. Miraç, her mümin için kalbin semasına yapılabilecek manevi bir yolculuğun da adıdır. Peygamber Efendimizin Burak ve Refref ile yükselmesi gibi, müminin de kendi Burak’ı ve Refref’i vardır. Bu Burak; sadık ve samimi imandır. Bu Refref; ibadetler, taatler ve güzel ahlaktır. İhlas, takva, doğruluk, adalet, merhamet, sevgi ve kardeşlik; insanı gönül semasına taşıyan manevi binitlerdir. Hak’tan ve hakikatten ayrılmamak, bütün mahlûkata şefkatle yaklaşmak, insanın her an kendi miracını yaşayabilmesinin yollarındandır.
Miraç’tan ümmete bırakılan en büyük hediye ise namazdır. Namaz, müminin miracıdır. Peygamber Efendimiz (sas) Miraç’tan üç büyük hediye ile dönmüştür: Namaz, Bakara Suresi’nin son iki ayeti ve ümmetinden şirk koşmayanların bağışlanacağı müjdesi. Bakara Suresi’nin son iki ayeti; iman esaslarını, bireysel sorumluluğun sınırlarını ve ilahi rahmeti bir arada sunar. Bu ayetlerde, kimsenin gücünün yetmediği bir yükle sorumlu tutulmayacağı bildirilirken; gücümüzün yettiği her şeyden de sorumlu olduğumuz açıkça ifade edilir.
İnsan, kendini düzeltmekten sorumludur. Helal kazançtan, ailesine helal lokma yedirmekten, komşusuna ve çevresine karşı duyarlılıktan sorumludur. Milletine, vatanına, tarihine ve kültürüne karşı sorumludur. Sahip olduğu ve faydalandığı her nimetin hesabını vereceğini bilerek yaşamak zorundadır. Miraç ayetleri, insana sorumluluk ufku kazandırır ve tevhid ekseninde bütün peygamberlerin ortak misyonunu hatırlatır.
Günümüzde iç huzurun, muhabbetin ve kardeşliğin zedelendiği; öfke, kibir ve gururun vicdanların önüne geçtiği zamanlardan geçiyoruz. Böylesi dönemlerde Miraç Kandili, ruhlara şifa olan ilahi bir reçete gibidir. Bu mübarek geceyi, sevgiyle, hasretle ve özlemle idrak etmek; kalpleri onarmak ve kırılan gönülleri tamir etmek için büyük bir fırsattır.
Tarih boyunca farklılıklarını zenginlik olarak gören bir medeniyetin mirasçıları olarak, bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye, diyaloğa ve anlayışa muhtacız. Birbirimizle taşla, sopayla değil; dil, akıl ve gönülle konuşmak zorundayız. Çünkü Allah, insana en büyük beyan aracı olarak dili, en derin tercüman olarak gönlü ve en büyük muhakeme gücü olarak aklı vermiştir.
Miraç’ın ruhuna uygun bir idrak, yalnızca ibadetle değil; salih bir hayatla mümkündür. Kimi incittiğimizi, hangi gönülleri kırdığımızı, kimin duasına muhtaç olduğumuzu düşünmek; hatalarımızla yüzleşmek ve tövbe ile arınmak bu gecenin manevi çağrısıdır. Miraç’a hürmeten kırılan kalpler onarılmalı, yıkılan gönül köprüleri yeniden kurulmalıdır. Çünkü yeryüzündeki en büyük köprüler, gönüller arasında kurulan sevgi, şefkat ve merhamet köprüleridir.
Kur’an-ı Kerim’in İsra Suresi’nde yer alan ve “Miraç değerleri” olarak nitelendirilen temel ilkeler, insanı hakikate yükselten ahlaki bir rehber sunar. Allah’ın birliğine inanmak, ana-babaya iyilik etmek, akrabaya ve yoksula yardım etmek, israftan kaçınmak, nesli korumak, zinaya yaklaşmamak, cana kıymamak, yetim hakkını gözetmek, ölçü ve tartıda adil olmak, bilgisi olmayan konuda hüküm vermemek ve kibirlenmemek; insanı kalbin semasına taşıyan temel değerlerdir.
Sevgili Peygamberimiz (sas), Miraç mucizesiyle ruhlarımızı yükseltmiş, bize kulluğun en yüce ufkunu göstermiştir. Ona binlerce salât ve selâm olsun.
Bu yazı, Miraç’tan hediye edilen ayetlerde geçen şu dua ile nihayete erer:
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin ağır yükleri yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Ey Rabbimiz! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet eyle. Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bizlere yardım eyle.”
