İRAN’DA TARİHSEL KIRILMA:

36 YILLIK REJİM MİMARI AYETULLAH ALİ HAMANEY ÖLDÜRÜLDÜ

İran İslam Cumhuriyeti’nin 36 yıllık mutlak otoritesi Ayetullah Ali Hamaney’in kesin ölümü, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in ortak hava operasyonuyla Tahran’daki ikametgâhının tam isabetle vurulması sonucu gerçekleşmiştir. İran devlet medyası IRIB, resmi ajans IRNA ve Devrim Muhafızları’na bağlı Tasnim, 1 Mart 2026 sabahı erken saatlerde “Büyük Lider Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in siyonist-emperyalist hava saldırısı sonucunda şehit düştüğünü” duyurarak, günlerdir süren belirsizliği resmen sona erdirmiştir. Bu doğrulama, rejimin en yüksek makamının fiziksel olarak ortadan kaldırılması anlamına gelmekte ve 1979 Devrimi’nden bu yana ayakta kalan teokratik yapının en derin varoluşsal krizini tetiklemiştir.

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından attığı paylaşımda “Khamenei tarihin en kötü insanlarından biriydi. Artık öldü. İran halkı için yeni bir sayfa açılıyor” diyerek operasyonu açıkça sahiplenmiş; İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise Kudüs’te düzenlediği basın toplantısında “Bu tiranın ortadan kaldırılması, rejim değişikliği savaşının sadece başlangıcıdır. İran halkı artık özgürleşme yolunda kararlı adımlar atabilir” ifadelerini kullanmıştır. Her iki lider de, Hamaney’in ölümünün ardından “binlerce ek hedefin vurulacağı” yönünde üstü kapalı tehditler savurarak psikolojik baskıyı maksimize etmeyi sürdürmektedir.

İran tarafında ise ilk saatlerdeki “Liderimiz güvende” şeklindeki açıklamalar yerini resmi şehitlik duyurusuna bırakmıştır. Cenaze töreninin hazırlıkları başlamış olup, Tahran’da devlet kontrolündeki büyük meydanlarda toplanma çağrıları yapılmaktadır. Ancak sosyal medyada ve sokak görüntülerinde görülen kutlamalar, rejimin taban desteğinin ne kadar eridiğini gözler önüne sermektedir. Özellikle Tahran’ın kuzey semtleri ile İsfahan, Şiraz ve Tebriz gibi büyük şehirlerde spontane sevinç gösterileri rapor edilirken, Kürt, Beluç ve Arap nüfusun yoğun olduğu eyaletlerde ayrılıkçı grupların silahlı eyleme hazırlık yaptığına dair istihbarat sızıntıları artmaktadır.

Halefiyet Krizi ve Uzmanlar Meclisi’nin Paradoksu:

İran anayasal sistemi, dini liderin halefini seçme görevini teoride 88 üyeli Uzmanlar Meclisi’ne (Meclis-i Hubregan) vermiştir. Ancak Hamaney, görev süresi boyunca bu kurumu büyük ölçüde sembolik bir onama makamına dönüştürdü; üyelerin çoğu ya doğrudan ya da dolaylı olarak onun onayladığı isimlerden oluşuyordu. Anayasanın 111. maddesi, liderin ani ölümü halinde geçici bir konsey öngörüyor: Cumhurbaşkanı, Yargı Başkanı ve Uzmanlar Meclisi’nden bir kıdemli din adamı. Bu konseyin görevi, yeni lider seçilene kadar ülkeyi yönetmek. Ne var ki Hamaney’in son yıllarda hazırladığı “üç gizli halef adayı” listesi (New York Times’ın İranlı yetkililere dayandırdığı bilgilere göre) henüz kamuoyuna açıklanmadı ve bu liste, kapalı kapılar ardında hizipler arası pazarlığın konusu haline geldi.

İbrahim Reisi gibi “doğal varis” olarak hazırlanan figürlerin 2024’teki beklenmedik helikopter kazasında ölümü, sistemin içindeki dengeleyici unsurları ortadan kaldırdı. Bugün gelinen noktada halefiyet süreci kurallara göre değil, kapalı kapılar ardındaki güç dengelerine göre belirlenecek bir “kara kutu” niteliğinde. Potansiyel isimler arasında Hamaney’in ikinci oğlu Mojtaba Khamenei (56 yaşında, uzun süredir “gölge veliaht” olarak anılıyor), Yargı Başkanı Gholam-Hossein Mohseni-Eje’i, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin damadı Hassan Khomeini ve dinî seminerler sorumlusu Ayetullah Alireza Arafi öne çıkıyor. Ancak hiçbirinin açık bir üstünlüğü yok; bu da Uzmanlar Meclisi’nin fiilen “onay makamı” olmaktan çıkıp, IRGC’nin baskısı altında kalma riskini artırıyor.

Teokrasiden “Pretorisyen” Güvenlik Devletine Geçiş: 

Hamaney sonrası İran için en muhtemel senaryo, rejimin dini karakterinin zayıflayıp, askeri-güvenlik odaklı bir yapıya evrilmesi. Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), son 30 yılda devletin sadece askeri değil, ekonomik ve siyasi hücrelerine de nüfuz etti: Petrol, telekomünikasyon ve inşaat sektörlerinde dev holdingler kurdu, kara para akışını kontrol etti ve nükleer programın koruyucu kalkanı oldu. Son ABD-İsrail operasyonunda birçok üst düzey IRGC komutanının öldürülmesine rağmen kurumun “kolektif liderlik” mekanizması devreye girdi; kalan komutanlar yeni liderin atanmasını “yasal prosedür dışı” hızlandırmak için baskı yapıyor.

Yeni liderin, IRGC’nin onayı olmadan otorite tesis etmesi imkânsıza yakın. Bu durum, İran’ın klasik bir teokrasiden, dini retoriği araçsallaştıran sert bir askeri oligarşiye geçiş yapması anlamına gelebilir. CFR ve diğer düşünce kuruluşlarının analizlerine göre üç ana senaryo var: (1) Sert çizgide din adamı ile devam (en olası), (2) IRGC’nin açık hâkimiyetiyle “pretoryen devlet” (yüksek ihtimal), (3) İç çatışma veya halk ayaklanmasıyla rejim çöküşü (düşük ama artan risk). IRGC’nin ekonomik imparatorluğu ve silahlı gücü, geçiş sürecinde “kral yapıcı” rolünü pekiştiriyor.

Direniş Ekseni” ve Bölgesel Caydırıcılıkta Kırılma:

İran’ın dış politika doktrini “İleri Savunma”, Lübnan Hizbullahı’ndan Yemen’deki Husilere, Irak Haşdi Şabi’sine ve Suriye’deki milislere uzanan devasa bir vekil güçler ağına dayanıyordu. Bu ağ, büyük ölçüde Hamaney’in şahsi otoritesi ve biyolojik sürekliliği üzerinden konsolide edilmişti. Tahran’daki iktidar vakumu, bölgesel vekil güçlerin yerel ajandalarına öncelik vermesine veya merkezi komuta zincirinden kopmasına neden olabilir. Örneğin Hizbullah’ın Lübnan’daki iç dengeleri, Husilerin Kızıldeniz stratejisi veya Irak’taki Şii milislerin kendi çıkarları öne çıkabilir.

Komuta zincirindeki kırılma, zaten 2024-2025’teki İsrail operasyonlarıyla zayıflamış olan “Eksen”i daha da parçalayabilir. Netanyahu yönetiminin spekülasyonları körüklemesi ve “binlerce hedef daha vurulacak” tehdidi, İran’ın en zayıf anında (power transition) stratejik tesislerine veya nükleer programına yönelik bir “final operasyonu” için meşruiyet zemini arayışı olarak okunabilir. İran’ın nükleer tesislerinde (Natanz, Fordow) önceden delege edilmiş komuta yetkisi olduğu biliniyor; bu da misilleme riskini artırıyor.

Kaos mu, Kontrollü Dönüşüm mü?

Hamaney’in varlığı, statükonun koruyucusu olarak bir tür “statik istikrar” sağlıyordu. Yokluğu ise kutuplaşmış elit tabaka, silahlı askeri yapı ve rejimden kopmuş öfkeli halkın karşı karşıya geldiği bir belirsizlikler silsilesi başlatacaktır. Tahran’da ölüm haberleriyle birlikte sokaklarda kutlama görüntüleri rapor edilirken, etnik bölgelerde (Kürdistan, Belucistan, Huzistan) ayrılıkçı kıvılcımlar riski yükseliyor.

İran için “ertesi gün” planı olmayan her senaryo, bölgeyi yıllarca sürecek bir türbülansa hapsetme riski taşıyor: Hormuz Boğazı’nda petrol akışının kesilmesi, vekil savaşlarının yayılması, mülteci dalgası ve hatta nükleer silahlanma yarışının hızlanması. Kontrollü bir dönüşüm için IRGC ile Uzmanlar Meclisi’nin hızlı uzlaşması şart; aksi takdirde iç savaş veya dış müdahale senaryoları masada.

Sonuç olarak, Hamaney’in 36 yıllık mirası –dini otorite ile askeri pragmatizmin sentezi– artık bir kırılma noktasında. “Post-Hamaney” İran’ı, ya daha saldırgan bir askeri rejime evrilecek ya da iç dinamiklerin baskısıyla tarihinin en büyük değişimine tanık olacak. Bölgesel dengeler, bu “kara kutu”nun içinden ne çıkacağına göre yeniden şekillenecek; ve Ortadoğu, 2026’dan itibaren bambaşka bir jeopolitik haritayla yüzleşmeye hazırlanıyor.

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Picture of Mohammad Hasan Kabir
Mohammad Hasan Kabir

Stratejik iletişimden kamu diplomasisine, gençlik eğitiminden kültürel projelere uzanan çok yönlü bir vizyonla, 2014 yılından bu yana ulusal ve uluslararası düzeyde hizmet sunmaktadır.