
İnsan ilişkilerinin en sessiz ama en ağır kayıplarından biri, vefanın giderek anlamını yitirmesidir. Bir zamanlar hayatımızda önemli bir yeri olan insanları, bize kattıkları değerleri, zor zamanlarımızda yanımızda duranları ve birlikte yürüdüğümüz yolları bugün çok daha kolay geride bırakabiliyoruz. Yeni insanlar, yeni çevreler, yeni imkânlar ve yeni ilişkiler hayatımıza girdikçe eskilerin üzerini kapatıyor; dün bizim için anlam taşıyan insanlar, bugün hatırlanması bile gerekmeyen bir geçmişe dönüşebiliyor.
Oysa vefa, yalnızca bir insanı hatırlamak değildir. Vefa, geçmişte kurulmuş bir bağın bugünkü çıkarlarımız değiştiğinde de değerini koruyabilmesidir. Bir insanın hayatımızdaki yeri, artık bize ne sağlayabildiğiyle değil, hayatımızın hangi döneminde yanımızda olduğu ve bize hangi değeri kattığıyla ölçülebilmelidir. Vefanın temelinde karşılık beklemeyen bir hatırlama, geçmişe karşı bir sorumluluk ve insan ilişkilerinde süreklilik duygusu vardır.
Modern hayat ise bize tam tersini öğretiyor. İnsanları çoğu zaman hayatımızdaki işlevleri üzerinden değerlendiriyoruz. Bize fayda sağlayanlarla yakınlaşıyor, ihtiyaçlarımız değiştiğinde ilişkilerimizi de yeniden düzenliyoruz. Bir dönem aynı hedef için yürüdüğümüz, aynı sofrayı paylaştığımız veya zor günümüzde yanımızda duran bir insan, şartlar değiştiğinde kolayca hayatımızın dışına çıkabiliyor. Böylece ilişkiler, hatırdan çok faydaya; bağlılıktan çok güncelliğe göre şekillenmeye başlıyor.
VEFA NEDEN ZAYIFLADI?
Vefanın zayıflamasının arkasında yalnızca insanların değişmesi yok. İçinde yaşadığımız çağın hız anlayışı da ilişkilerimizi dönüştürüyor. Sürekli yeninin peşinden koştuğumuz bir dünyada eski olanın değerini korumakta zorlanıyoruz. Yeni bir çevre, yeni bir arkadaşlık, yeni bir fırsat veya yeni bir ilişki ortaya çıktığında geçmişin üzerimizdeki etkisini hızla azaltabiliyoruz. Çünkü modern insan, çoğu zaman geçmişi bir sorumluluk alanı olarak değil, geride bırakılması gereken bir dönem olarak görüyor.
Oysa insan yalnızca bulunduğu andan ibaret değildir. Bugünkü kişiliğimiz, sahip olduğumuz imkânlar ve ulaştığımız noktalar; geçmişte karşılaştığımız insanların, yaşadığımız ilişkilerin ve gördüğümüz iyiliklerin de bir sonucudur. Bize yol gösteren bir öğretmenin, zor zamanımızda elimizden tutan bir dostun, hiçbir karşılık beklemeden destek veren bir insanın veya hayatımızın önemli bir döneminde yanımızda duran birinin hakkı, zaman geçti diye ortadan kalkmaz.İnsan geçmişinden bağımsız bir şekilde var olmaz.
İNSANLARI DEĞİL, İŞLEVLERİNİ Mİ HATIRLIYORUZ?
Belki de vefanın kayboluşunu anlamak için kendimize daha rahatsız edici bir soru sormamız gerekiyor: İnsanları gerçekten değer verdikleri için mi hayatımızda tutuyoruz, yoksa bize sağladıkları fayda devam ettiği sürece mi? Eğer bir insanın hayatımızdaki değeri, bize sunduğu imkân sona erdiğinde ortadan kalkıyorsa burada ilişkiden çok karşılıklı kullanım söz konusudur.
Bu durum yalnızca bireysel ilişkilerde değil, sosyal ve profesyonel hayatta da görülüyor. İnsanların makamları değiştiğinde çevrelerinin değişmesi, imkânları azaldığında daha önce yanında bulunan insanların uzaklaşması, bir dönem büyük sözlerle kurulan dostlukların menfaat ortadan kalktığında sessizce sona ermesi artık şaşırtıcı gelmiyor. Çünkü ilişkilerimizin önemli bir bölümü, kişiye değil pozisyona bağlanmış durumda.
Oysa vefa, insanı bulunduğu makamdan ayırabilme ahlakıdır. Bir insanın sahip olduğu konum sona erdiğinde ona gösterdiğimiz saygının da sona ermemesidir. Dün ihtiyacımız olduğunda kapısını çaldığımız insanın, bugün bizim kapımızı çaldığında onu tanımıyormuş gibi davranmamaktır.
VEFA, GEÇMİŞE KARŞI BİR BORÇTUR
Vefa bazen yanlış anlaşılıyor. Vefalı olmak, geçmişte yapılan her şeyi sorgulamadan kabul etmek veya bir insana ömür boyu bağlı kalmak değildir. Vefa, geçmişin doğrularını ve insanın bize kattığı değeri inkâr etmemektir. Bir insanla yollarımız ayrılabilir, düşüncelerimiz değişebilir, hatta ilişkimiz sona erebilir. Fakat bu, geçmişte yaşanan güzel şeyleri yok saymamızı gerektirmez.
Çünkü insan ilişkilerinde olgunluk, bir ilişki sona erdiğinde geçmişi de değersizleştirmemektir. Bugün anlaşamadığımız bir insanın dün bize yaptığı iyiliği inkâr etmek, aslında yalnızca onu değil, kendi geçmişimizi de inkâr etmektir. Vefa, tam da bu noktada karakter meselesine dönüşür: İnsan, şartlar değiştiğinde geçmişteki iyiliğe nasıl bakıyor?
UNUTMAKLA GERİDE BIRAKMAK AYNI ŞEY DEĞİL
Elbette insan her ilişkiyi hayatı boyunca taşımak zorunda değildir. Bazı insanlar hayatımıza girer, bize bir şey öğretir ve sonra yollarımız ayrılır. Bazı dostluklar zamanla sona erer, bazı ilişkiler doğal biçimde uzaklaşır. Bunda hayatın olağan akışına aykırı bir durum yoktur. Sorun ayrılmak değil; ayrıldıktan sonra geçmişi değersizleştirmektir.
Bir insan artık hayatımızda olmayabilir ama hayatımızda bıraktığı iz hâlâ değerli olabilir. Birlikte geçirilen yıllar, paylaşılan hatıralar, verilen emekler ve karşılıklı dayanışma, ilişkinin bugünkü durumundan bağımsız olarak bir anlam taşır. Vefa biraz da budur: İnsanların hayatımızdaki yerleri değişse bile, bize kattıkları değeri hafızamızdan silmemek.
VEFA OLMADAN GÜVEN MÜMKÜN MÜ?
Vefa ile güven arasında güçlü bir bağ vardır. Çünkü güven, yalnızca bugün nasıl davrandığımızla değil, geçmişte nasıl davrandığımızın oluşturduğu hafızayla da ilgilidir. İnsanlar bir başkasının zor zamanında yanında kaldığını gördüğünde, o kişinin gelecekte de güvenilir olabileceğine inanır. Tam tersine, çıkarı bittiğinde insanları kolayca terk eden bir kişinin sadakatine kimse uzun süre güvenemez.
Bu nedenle vefanın kaybolduğu bir toplumda yalnızca ilişkiler zayıflamaz; toplumsal güven de aşınır. İnsanlar birbirlerinin hayatında geçici aktörler hâline gelir. Kimse kimsenin yanında ne kadar kalacağını, ilişkinin ne kadar gerçek olduğunu veya zor zaman geldiğinde kimin yanında olacağını bilemez. Böyle bir ortamda insanlar birbirlerine yaklaşmak yerine kendilerini korumaya başlar.
Oysa güçlü toplumlar yalnızca ortak çıkarlar üzerine kurulmaz. Ortak hafıza, karşılıklı sorumluluk ve birbirinin zor zamanında yanında olabilme kültürü de toplumsal dayanışmanın temelidir.
VEFA, İNSANIN KARAKTERİNİ GÖSTERİR
Bir insanın karakterini anlamanın en önemli yollarından biri, kendisine artık hiçbir fayda sağlamayan insanlara nasıl davrandığına bakmaktır. Çünkü çıkarın bulunduğu yerde iyi davranmak kolaydır. Asıl sınav, hiçbir şey kazanmayacağımız bir durumda bile geçmişte bize iyilik yapmış bir insanı hatırlayabilmektir.
Bu yüzden vefa, gösterişli bir erdem değildir. Çoğu zaman sessizdir. Bir telefonla, bir ziyaretle, bir teşekkürle, yıllar sonra hatırlanan bir isimle veya zor gününde aranan eski bir dostla ortaya çıkar. Kimsenin alkışlamadığı bu küçük davranışlar, aslında insanın ahlaki dünyası hakkında büyük şeyler söyler.
Vefalı insan geçmişi sırtında bir yük olarak taşımaz; geçmişini karakterinin bir parçası olarak taşır. Çünkü bilir ki bugün olduğu insan, yalnızca kendi çabasının değil, hayatına dokunan insanların da eseridir.
İNSAN UNUTULDUĞUNDA DEĞİL, DEĞERSİZLEŞTİRİLDİĞİNDE KAYBOLUR
Belki de çağımızın en büyük sorunlarından biri, insanları hayatımıza almaktan çok hayatımızdan çıkarmayı kolaylaştırmasıdır. İlişkiler hızlanıyor, çevreler değişiyor, insanlar birbirlerinin hayatına girip çıkıyor. Fakat bütün bu hareketliliğin içinde geçmişe karşı sorumluluk duygumuzu kaybetmemeliyiz.
Çünkü vefa, geçmişte yaşayan insanlara bağlı kalmak değil; geçmişte yaşanan iyiliklere karşı nankör olmamaktır. Bir insanla yollarımız ayrılabilir ama onun bize kattığı değeri inkâr etmek zorunda değiliz. Bir dostluk sona erebilir ama o dostluğun güzel hatıralarını çöpe atmak zorunda değiliz. Bir insan hayatımızdan çıkabilir ama hayatımızdaki izini silmek zorunda değiliz.
Samimiyetin kaybolduğu yerde insanlar birbirine rol yapmaya başlar. Vefanın kaybolduğu yerde ise insanlar birbirini kolayca değiştirebilir hâle gelir. Önce samimiyeti, sonra güveni, ardından bağlılığı kaybederiz. Bir süre sonra ilişkilerimizin ne kadarının gerçekten insan, ne kadarının ihtiyaç olduğunu ayırt edemez hâle geliriz.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey şudur: İnsanları yalnızca hayatımızda oldukları sürece değil, hayatımıza kattıkları değer ölçüsünde de hatırlamak.
Çünkü insanın gerçek zenginliği, hayatından geçen insanların sayısıyla değil; geçmişinden kaç kişiye vefa gösterebildiğiyle ölçülür.
Ve belki bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Hayatımızda artık bize hiçbir faydası olmayan kaç insanı hâlâ güzel hatırlıyoruz?