SÖZÜN AĞIRLIĞI: BİR İNSANI SÖZÜ KADAR DEĞERLİ KILAN NEDİR?

“İnsanın karakteri, verdiği sözlerin büyüklüğüyle değil; kimsenin onu zorlamadığı zamanlarda verdiği sözün arkasında durabilmesiyle ölçülür.”

İnsan ilişkilerinin görünmeyen temellerinden biri sözdür. Bir insanın söylediği kelimeler, yalnızca iletişim kurmanın aracı değildir; aynı zamanda karakterinin, sorumluluk anlayışının ve başkalarına verdiği değerin göstergesidir. Çünkü söz, insanın kendisini geleceğe bağlama biçimidir. Bugün söylediğimiz bir cümle, yarının davranışına ilişkin bir beklenti oluşturur. Bu nedenle verilen her söz, aslında karşımızdaki insana yöneltilmiş sessiz bir taahhüttür. Fakat modern hayatın hızında sözün anlamını giderek kaybediyoruz. Daha kolay söz veriyor, daha kolay vazgeçiyor ve çoğu zaman verdiğimiz sözün bir başka insanın hayatında nasıl bir beklenti oluşturduğunu düşünmüyoruz.

Belki de asıl mesele, insanların artık söz vermeyi bilmemesi değil; sözün bir sorumluluk olduğunu unutmasıdır.

SÖZ, SADECE KELİME DEĞİLDİR

Bir insana “yanındayım” demek, yalnızca birkaç kelime söylemek değildir. “Sana yardım edeceğim”, “Bunu yapacağım”, “Seni yalnız bırakmayacağım” veya “Bunu unutmayacağım” dediğimizde, karşımızdaki insanın zihninde geleceğe dair bir güven oluştururuz. O insan belki de kararını bizim sözümüze göre verir, bir adımını bizim desteğimize göre atar veya zor bir zamanda bizim yanımızda olacağımıza inanarak kendisini daha güçlü hisseder.

Bu nedenle sözün gerçek değeri, söylendiği anda değil; yerine getirilmesi gerektiği anda ortaya çıkar.

İnsanların birbirine güzel sözler söylemesi kolaydır. Zor olan, şartlar değiştiğinde aynı sözün arkasında durabilmektir. Çünkü söz vermek çoğu zaman bugünün duygusuyla gerçekleşir; sözünü tutmak ise yarının şartlarıyla mücadele etmeyi gerektirir. İşte karakter tam burada ortaya çıkar.

İNSANIN GERÇEK KARAKTERİ ZOR ZAMANDA ORTAYA ÇIKAR

Bir insanın karakterini anlamak için ona ne söylediğinden çok, söylediğini ne zaman hatırladığına bakmak gerekir. Her şey yolundayken verilen sözlerin bir anlamı vardır; fakat şartlar zorlaştığında, çıkarlar değiştiğinde veya verilen söz artık kişiye hiçbir avantaj sağlamadığında hâlâ tutuluyorsa, işte o zaman söz karaktere dönüşür.

İnsanın kendisini zorlayan hiçbir şey yokken verdiği sözü tutması, dışarıdan gelen bir mecburiyetin değil, içeriden gelen bir ahlakın sonucudur. Kimsenin denetlemediği, kimsenin hesap sormadığı ve hatta karşılığında hiçbir şey elde edemeyeceği bir durumda bile sözünün arkasında durabilmek, insanın kendi vicdanına karşı taşıdığı sorumluluğu gösterir.

Bu yüzden bazı insanlar çok konuşur ama güven vermez. Bazıları ise az konuşur fakat söylediği tek bir söz, uzun cümlelerden daha değerlidir.Çünkü güven, kelimelerin çokluğundan değil; söz ile davranış arasındaki mesafeden doğar.

SÖZÜN DEĞERİ NEDEN AZALDI?

Bugün ilişkilerimizin önemli bir bölümü hız üzerine kurulmuş durumda. İnsanlar hızlı tanışıyor, hızlı yakınlaşıyor, hızlı söz veriyor ve aynı hızla uzaklaşabiliyor. Bir dönem uzun yıllar içerisinde oluşan güven ilişkileri, bugün birkaç mesaj ve birkaç görüşme sonrasında kurulabiliyor. Fakat hız arttıkça, ilişkilerin taşıdığı sorumluluk duygusu aynı ölçüde güçlenmiyor.

Sosyal medya ve dijital iletişim de bu dönüşümü hızlandırıyor. İnsanlar birbirlerine sürekli mesaj gönderiyor, sözler veriyor, destek ifadelerinde bulunuyor, fakat bu sözlerin önemli bir kısmı gerçek hayattaki davranışlara dönüşmeden kayboluyor. Çünkü dijital dünyada söylemek kolay, söylediğinin sonuçlarını taşımak ise daha zor.

Bir cümleyi yazmak birkaç saniye sürüyor. Fakat o cümlenin gerektirdiği sorumluluğu aylar veya yıllar boyunca taşımak çok daha büyük bir mesele.

Belki de bu nedenle çağımızın en büyük iletişim problemlerinden biri, insanların birbirleriyle yeterince konuşmaması değil; söyledikleri şeylerin ağırlığını yeterince düşünmemesidir.

VERİLEN HER SÖZ BİR BEKLENTİ DOĞURUR

Bir sözün yalnızca söyleyen açısından değil, dinleyen açısından da bir anlamı vardır. Bizim için sıradan görünen bir cümle, başka bir insan için hayatının önemli bir kararını etkileyebilir.

“Merak etme, hallederiz.”

“Ben senin yanındayım.”

“Bunu birlikte yapacağız.”

“Ne olursa olsun seni yalnız bırakmayacağım.”

Bu cümlelerin her biri, söylendiği anda bir güven alanı oluşturur. Fakat söz tutulmadığında yalnızca bir iş yapılmamış olmaz. Bir beklenti kırılır, bir güven zedelenir ve insanın gelecekteki ilişkilerine dair bakışı değişebilir.

Bu yüzden tutulmayan sözlerin bedeli bazen görünmezdir. İnsan size kızmayabilir, tartışmayabilir veya sizi hayatından hemen çıkarmayabilir. Fakat zihninde sizinle ilgili başka bir yere geçebilir.Çünkü bir insanın güvenini kaybetmek, çoğu zaman yüksek sesli bir kavga ile değil, sessiz bir hayal kırıklığıyla gerçekleşir.

SÖZÜNÜ TUTMAK, KENDİNE DE SADAKATTİR

Verdiğimiz sözlerin yalnızca başkalarına karşı sorumluluğumuz olduğunu düşünmek eksik olur. İnsan, verdiği sözü tutarak aslında kendi karakterini de inşa eder.

Çünkü karakter, bir anda ortaya çıkan bir özellik değildir. Küçük kararların, tekrar eden davranışların ve zor zamanlarda gösterilen tutumların birikimidir. Bir insan verdiği küçük sözleri dahi önemsemiyorsa, zaman içerisinde kendi kelimelerinin değerini de kaybetmeye başlar. Kendi söylediğine kendisi inanmayan bir insanın başkalarından güven beklemesi ise mümkün değildir.

Bu nedenle sözünü tutmak, yalnızca karşımızdaki kişiye duyduğumuz saygı değildir. Aynı zamanda kendi sözümüze duyduğumuz saygıdır.

İnsan, söylediği söz ile davranışı arasındaki mesafeyi azalttıkça kendisiyle daha tutarlı hâle gelir. Tutarlılık ise karakterin en güçlü göstergelerinden biridir.

HER SÖZ VERİLMEK ZORUNDA DEĞİL

Belki de sözün değerini yeniden kazanmasının ilk adımı, daha fazla söz vermek değil; daha az ama daha gerçek söz vermektir.

Her talebe “yaparım” demek, her beklentiye “olur” diye cevap vermek, herkese “merak etme” demek bizi güvenilir yapmaz. Tam tersine, yerine getiremeyeceğimiz sözleri kolayca vermek, zaman içerisinde kendi güvenilirliğimizi tüketir.

Bazen “Bilmiyorum”, “Yapamayacağım”, “Bunun için söz veremem” diyebilmek çok daha değerlidir.

Çünkü dürüst bir “yapamam”, tutulmayan bir “yaparım”dan daha ahlaklıdır.İnsanların birbirine karşı daha gerçek olması için belki de önce bu cesarete ihtiyacımız var: Yapamayacağımız şeyleri vaat etmemek.

GÜVENİN TEMELİ: SÖZ VE DAVRANIŞIN BİRLİĞİ

Güven, yalnızca iyi niyetle kurulmaz. İyi niyet önemlidir fakat tek başına yeterli değildir. İnsanlar bize, söylediklerimiz ile yaptıklarımız arasında tutarlılık gördüklerinde güvenmeye başlar.

Bir insan “adalet” deyip haksızlık yapıyorsa, sözünün değeri kalmaz. “Dostluk” deyip zor zamanda ortadan kayboluyorsa, dostluk söylemi anlamını yitirir. “Sorumluluk” deyip kendi verdiği sözleri sürekli erteliyorsa, kullandığı kavramlar yalnızca kelime olarak kalır.

Toplumların da bireylerin de güven sorunu aslında biraz buradan doğar: Söylem ile davranış arasındaki uçurum büyüdükçe güven küçülür.

Bu durum yalnızca ailede veya arkadaşlıkta değil; siyasette, iş hayatında, kurumlarda ve devlet-toplum ilişkilerinde de geçerlidir. İnsanlar verilen sözlerin tutulmadığını tekrar tekrar gördüğünde yalnızca bir kişiye değil, zamanla sözün kendisine olan inancını kaybetmeye başlar.

SÖZÜN DEĞERİNİ KAYBEDEN TOPLUM NE KAYBEDER?

Bir toplumda insanların birbirine verdiği sözlerin değeri azalırsa, aslında görünenden çok daha büyük bir şey kaybolur: öngörülebilirlik.

İnsanlar birbirlerinin sözlerine güvenemez hâle geldiğinde her şeyi yazılı hâle getirmek, her davranışı garanti altına almak, her ilişkiyi kontrol etmek ister. Çünkü güvenin yerini şüphe almaya başlamıştır.

Oysa hiçbir toplum yalnızca kurallar ve sözleşmeler üzerinden ayakta kalamaz. Hukuk düzeni elbette gereklidir; fakat toplumsal hayatın her alanını sözleşmeyle düzenlemek mümkün değildir. İnsanların birbirlerine güvenmesi, verilen sözlerin genel olarak tutulacağına inanması ve karşısındaki kişinin yalnızca çıkarı olduğu için değil, doğru olduğu için doğru davranacağına güvenmesi gerekir.

Bu nedenle sözün değeri aslında toplumsal hayatın görünmeyen altyapılarından biridir.

SÖZÜN AĞIRLIĞINI YENİDEN HATIRLAMAK

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, büyük sözler söylemek değil; küçük sözlerimizi yeniden ciddiye almaktır.

Bir dostumuza verdiğimiz sözü, bir çalışma arkadaşımıza yaptığımız taahhüdü, ailemize verdiğimiz güveni, bir çocuğa söylediğimiz “yarın geleceğim” cümlesini veya herhangi bir insana verdiğimiz basit bir sözü küçümsememeliyiz. Çünkü insan ilişkileri büyük laflardan çok, tutulan küçük sözlerin birikimiyle inşa edilir.

Vefa bize geçmişte yapılan iyilikleri unutmamayı öğretiyorsa, söz bize gelecekte yapacağımız davranışların sorumluluğunu taşımayı öğretir.

Bu yüzden vefadan söze, sözden güvene uzanan bir ahlaki çizgi vardır. Geçmişe vefa göstermeyen insanın hafızası; verdiği sözün arkasında durmayan insanın ise geleceği zayıftır.

Sonunda mesele yalnızca “Sözünü tuttu mu?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Bir insan, kendi kelimelerinin arkasında durabilecek kadar kendisine ve karakterine sahip çıkabiliyor mu?

Çünkü insanın itibarı sahip olduğu makamla, servetle veya ne kadar insan tarafından tanındığıyla değil; kimse onu zorlamadığında bile verdiği sözün arkasında durabilmesiyle ölçülür.

Ve belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken en basit ama en ağır cümle şudur:

Söz ağızdan çıktığında kelimedir; tutulduğunda karaktere dönüşür.

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Picture of Mohammad Hasan Kabir
Mohammad Hasan Kabir

Stratejik iletişimden kamu diplomasisine, gençlik eğitiminden kültürel projelere uzanan çok yönlü bir vizyonla, 2014 yılından bu yana ulusal ve uluslararası düzeyde hizmet sunmaktadır.